Yaşam

Barınak

Hüseyin’i Bul

M. Nadir Öndeş’in Dipnot Yayınları’ndan çıkan ‘Ben Feride’yim, Bu Benim Sesim’ adlı romanını okurken birçok şeyi düşünmek mümkün. Öncelikle medyanın battığı bataklıktan nasıl kurtulduğunu, gün geçtikçe nasıl sona erdiğini düşünebilirsiniz. Ve hiçbir aslı olmayan haberi, iftira ve açık amaç ile nasıl yaydığını da. Yazar, medyanın kime hizmet ettiğini gösterirken aynı zamanda güçlülerin, hükümete yakın olanların, gücü elinde bulunduranların hiçbir şekilde gazete sahibi olmaması gerektiğine de dikkat çekiyor. Bunu açıkça söylemese de manşetlerden, haberlerden, haberin kime dayandığını, haberin kime hizmet edeceğini anlamak çok kolay. Aslında yazarın romanın sonuna sakladığı ‘ödev’ kısmı bir zorunluluk gibi değerlendirilip üzerinde çalışılabilir. Medyanın önyargısı üzerine uygun bir ödev çalışması yapılabilir.

ORGANİZE MAHALLESİ, ORGANİZE TOPLUM

Romanın düşündürdükleri ve ifade ettikleri bununla sınırlı değil. Mahallenin kültürünü överken, kapı önlerini çitle çeviren, perde arkasından kapıları izleyen sorunlu, saldırgan, yaşlı insanlardan bahsetmiyor. Dışarıdan içeriye, içeriden dışarıya doğru organize olan bir mahalleden, kendi mahallesini ve yerini bilenlerin kaçıp içeri girmelerinin kolay olduğundan bahsediyor. Romanın bu duyguyu vermesi bile başlı başına bir yol göstericidir. Yazar, gencinden yaşlısına, evsizinden serserisine kadar herkesin “Bizden bir kişiyi bile almanıza izin vermeyeceğiz” dedirten ortak duyguların olduğu bir mahalleden bahsediyor. Kim olursa olsun, bir insanı aldığınızda bizi neyin beklediğini biliyoruz, bu yüzden size sarı öküzü vermeyeceğiz.”

Çok güzel bir mahalle kurdu; Işıktepe adında vefalı, kimseyi aç, mahsur bırakmayan bir mahalle. Tepelerin, yoksulların, dayanışmanın çok olduğu bir mahalle. Okurken Gazi Mahallesi aklıma gelmedi dersem yalan olur. Orada Işıktepe diye bir yer var mı bilmiyorum.

YERALTI EDEBİYATINDAN ÇEKİRDEK

‘Ben Feride’yim, Bu Benim Sesim’ romanı bir yeraltı romanıdır. Bireysel isyan/dönüşümle gelen değişimi görüyoruz. Bu değişiklikten önce dili yok eden yeni bir dil yaratıldı. Alt kültürlerin estetik anlayışını hatırlatan/güzelleştiren bir bakış açısı vardır. Yazar, bireysel de olsa isyanın ve isyanın cüretkar gücüyle çevremizdekilerin katılımını ve dönüşümünü gösteriyor. Romanı yer altı edebiyatının kıyılarına sürükleyen bir diğer gösterge ise romanın ana temasıdır. Bu bir dedektif hikayesi, karanlık adamların bir kadına tüm güçleriyle saldırmaya çalışırken karakterlerin kullandığı dil. Argo başrolde olmasa da türü besleyen bir unsurdur. Uyuşturucunun yanı sıra cinselliğin, işsizliğin, dışlanmanın, evsizliğin ve en önemlisi bilgiliye itirazın olduğu bir dünyayla karşı karşıyayız. Bunlardan en değerlisi yazarın tavrı ve üslubudur.

Ben Feride’yim, Bu Benim Sesim, M. Nadir Öndeş, 180 sayfa, Dipnot Kitap, 2023.

Romanda çok sayıda anlatıcı bulunmaktadır. Her anlatıcının ortak noktası önce Feride sonra da Berivan adını veren karakterle olan ilişkileridir. Her anlatıcı benimle yani anlatıcıyla iç içe oluyor ki bu da bu türlerde oldukça etkili. Oldukça gerçekler, havada asılı kalmıyorlar, hepsinin ayakları yere basıyor. Piç Nihat, Şiyar, Topal Halit, Gazeteci Reyhan, Şanver, Peri, Çömez Tolga, bu liste uzar gider. Her karakter kendi mahallesini anlatıyor; Kimisi konfeksiyon atölyesinden, kimisi karakolun koridorlarından, kimisi gazetenin arka bahçesinden, kimisi mahallede var olmak, fark edilmek, hayatta kalmak için kapı arkalarından, dar ve karanlık sokaklardan çağrı yapıyor. Her türden mahalle bir mahallede… O kadar çok anlatıcı karakter var ki yazar, romanın dağılmaması için azami özen göstermiş. Ve işin güzel tarafı da yazarın tarafsızlığını son ana kadar korumayı başarması ki bu da yazarın dünyaya baktığı pencere açısından oldukça zor. Taraf seçmeyi okuyucuya bırakıyor.

SINIF İLİŞKİLERİ

Güvenlik güçlerinin gecekondu mahallelerine, yoksul mahallelere kapıları kırarak girmesi, zengin mahallelerdeki işyerlerine çay kahve içmeye gitmesi elbette tarafgirlikten başka bir şey değil. Hizmetçiyi sert ve köşeli olarak tasvir ederken hayatın herkese eşit davranmadığını anlamak mümkün olsa da, pragmatik ilişkileri, zenginlerin dünyasındaki çıkarların nasıl hoşgörü ve esneklik yarattığını deşifre etmesi açısından oldukça takdire şayandı.

Gerçekten sonlara doğru düello atmosferini tırmandıran, romanı adrenalinle yükleyen, okuyucuyu kin ve intikam duygularıyla birlikte sürükleyen yazarın, ana temaya bir eklemesi de var. Başından beri satırın ortasına sakladığı “hikâyenin başında görünen tüfek sonunda patlar” klişesini, niyetini, siyah saplı ama beyaz saplı bıçağın nasıl devam ettiğini anlatıyor. Kitabın kapağı işlevini tamamlıyor ve bunu tamamlayacağının müjdesi de okuyucunun yüreğini ürpertecek şekilde.

Herkesin mutlaka bileyecek bir bıçağı vardır diyerek, öfkemizi keskinleştirdiğimiz sürece bir yerde patlaması gerekir; Bu bazen bizim de başımıza gelebilir. Kimseye zarar veremezsek sevdiklerimizi üzmek, endişelendirmek, korkutmak için kendimize zarar verebiliriz. Dilan karakteri üzerinden okuyucuya bunu hatırlatıyor.

‘Ben Feride’yim, Bu Benim Sesim’ romanı teşkilatı yücelten bir eserdir.

ayvalik-ajans.com.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu